Normalde televizyon izlemiyorum ama bayram ziyareti sırasında televizyonda Contact filmine denk geldik. Tabii, sevdiğim filmlerden biri olduğundan, bari izlemeye başlamışken sonuna kadar izleyeyim dedim. İyi ki sonuna kadar izlemişim çünkü ister istemez filmin çoğu yeri hafızamdan silinmiş ya da ilginçtir o sahneler değişmiş. Gerçekten David Eagleman’ın kitaplarında belirttiği gibi. Dolayısıyla, hafızaya çok da güvenmemek gerektiğini bir kez daha anlamış oldum, neyse konuya gelelim.

Bi’ kere bu filmin adını Türkçeye çevirmek büyük bir iş. İçeriği hem teması hem de mesajı içeriyor çünkü. Yani temas diye çevrilse de sorun olmazmış diyebilirim. Jodie Foster’ın canlandırdığı Ellie, aslında uzaydan farklı bir tür ile temas kuruyor. Bu noktada şunu eklemek istiyorum. Ellie, araçta aşağı doğru düşerken vizyonlar görmeye başlıyor ve kendisini ifade edemediğini fark ediyor ve o sırada keşke buraya edebiyat bilgisi olan birisini gönderseydiniz gibi bir ifadede bulunuyor. Sözcükleeer sözcükler… Aynısını biz yaşasak, “dile dökemediğim”, “sözcüklerle açıklayamadığım” gibi kalıp ifadeler kullanmak zorunda kalırdık muhtemelen. Gerçi şu anda da promptu yazma mantığını ya da sözcük oyunlarını bilmeyen bir insanın yapay zekâ araçlarını kullanamaması gibi bir şey oluyor, neyse. Ellie, uzaylı tür ile temas kurduğunda, yani babasıyla karşılaştığında, izleyiciler muhtemelen gerçekten babası zannetmiş de olabilirler; ancak uzaylı tür o kadar gelişmiş ki kendisinden korkmaması için Ellie’nin bilinçaltını okuyup ona en yakın canlıyı seçiyor ve onun kılığında görünüyor. Bunun tam tersini de eğer filmi yanlış hatırlamıyorsam, “Sphere” (1998) filminde görüyoruz. Neyse konuyu dağıtmayayım. Ellie temas sonrasında kendisini ister istemez açıklayamıyor; ee tabii yönetenler de bu durumdan olumsuz etkilenmemek adına gerçekleri örtmeye başlıyor ki filmin sonunda bunu net bir şekilde görüyoruz.
Şimdi gelelim en can alıcı kısma, bu başarı gerçekten Ellie’nin mi yoksa Hadden’ın mı? Kuşkusuz sorunun cevabı sorunun kendisinde gizli, tabii ki Hadden. Hadden, muhtemelen filmin içerisindeki evrende devlet üstü bir oluşumun bir parçası gibi duruyor, hatta belki devletlerin bile sahip olamadığı bir “yapay zeka” teknolojisine sahip olabilir bilmiyorum ama onun keşfi sayesinde aslında o araç ortaya çıkıyor. Hatta maddi desteği sayesinde. Gerçi o da kendi derdine düştüğü için bu dünyadan göçüp gitmeden önce bir dokunuşta bulunmak istiyor ve bunun sonucunda Ellie’yi ciddi bir şekilde destekliyor. Sonuç olarak, Ellie, Hadden sayesinde ülke yöneticilerinin bile istemediği bir seviyeye yükseliyor ve kafasında kurduğu projeyi gerçekleştiriyor; ancak filmin sonunda bu olayın dünya toplumunda farklı yerlere ilerleyeceğinden endişelenen bir el tarafından da sistemden çıkartılıyor, bunu da unutmayalım ve tüm suçun Hadden’a atıldığını görüyoruz ayrıca. Nasıl olsa bu dünyadan göçüp gitmiş birisine suç atmak kadar kolay bir şey yoktur muhtemelen… Aaa ne kadar da bilindik bir hikâye değil mi? Bakın, cidden çok iyi kurgulanmış bir filmden bahsediyoruz. Her seferinde yeni bir şey öğrenebileceğiniz bir film.

Durun durun, bir karakter daha var filmde, aslında tam bir arayış içerisinde olan ve evrenle ilgili sorulması gereken soruları usulünce sormaya çalışan birisi. Matthew McConaughey’in canlandırdığı Palmer Joss. Ellie’nin hayatına farklı bir bakış açısıyla dokunuş yapan birisi Palmer. Bazen anlasak da, idrak etsek de, hissetsek de, bazen tarif edemeyiz ya, açıklayamayız ya, anlatamayız ya, içimizde ne olduğunu biliriz ama aktaramayız ya, işte bunu bilen tek karakter ve filmin başında da bunu net bir şekilde Ellie’ye aktarmış olan tek karakter. Gerçi Ellie anlayamıyor temasa kadar bunu. Bakın diyorum ya, çok güzel ve naif bir film “Contact”. Alın DVD’sini ya da BluRay’ini, kenarda dursun, arada açıp izlersiniz.
Not: Yazıdaki görsel Openai’ın yeni görsel oluşturma motoru ile oluşturulmuştur.





