Etiket: Genç Werther’in Acıları

  • Genç Werther’den Mektuplar

    Genç Werther’den Mektuplar

    Umutsuz aşkın imkânsızlığına düşüp acı çeken ve bi’ o kadar da o aşkı hak ettiğini tanrıya haykıracak kadar cesareti olan Werther’in mektuplarını okudum bu romanda.

    Mektuplarında, kendisini o kadar insani ve sıradan bir varlık olarak aktarıyor ki, mektupları okudukça sanki bu olay ya da bu düşünce ya da bu duygular bana bir yerden tanıdık geliyor dememeniz elinizde değil. Belki sonunu bildiğiniz bir mektubu okuyorsunuz, ama okudukça da sona giden yolları bilmek istiyorsunuz ve yolları gördükçe de, bu yollarda kendinize ait birçok şey buluyor ve onları toplarken şaşırıyorsunuz kendinize. Bu kadar mı güzel ifade edilir bir duygu ya da bu tasvir bir ruhu bu kadar mı güzel betimler diye içinizden geçiriyor ve altını çiziyorsunuz. İşte bu, sözcüklerin etrafınızı gökkuşağı gibi sardığı bu romanda, Werther’in hayatına adım atıyorsunuz. 

    Werther, Wahlheim’ı gezerken 16 Haziran günü gelecekte yüreğini derinden etkileyecek o kişiyle tanışıyor, Lotte ile. Sonrasında ise, Wilhelm’a yazdığı, aslında bize yazdığı her mektubunda ona olan aşkını, hayranlığını rengârenk cümle ve sözcüklerle dile getiriyor, haykırıyor ve roman bu şekilde koygun olan sona doğru ilerliyor. 

    Romanı okurken beni arkasından sürükleyen şey ise, sınıf farklılıklarının hat safhada olduğu Alman toplumunda, Werther’in ya da Goethe’nin alt sınıftaki halk ile iç içe olma gayreti, çocuklarla çocukmuş gibi oynamaya çalışması, doğaya olan tutkusu ve bunları kendinden emin ve gururlu bir şekilde yapmasıydı. Ne kadar geniş ve özgürlükçü bir yazar olduğunu düşünmek elde bile değil. Ayrıca, insanlar hakkında yaptığı tahliller de okunmaya değer gerçekten!

    Efkârlı olduğu halde mutsuzluğunu gizleyebilecek, yakınlarının neşesini yok etmeden kederini kendi başına üstlenebilecek kadar kişilik sahibi olan bir tek insan gösterin bana!  (s.49)

    Hayatında, seni yiyip bitirmeyen bir an yoktu, hem seni hem de çevrendekileri; senin de bir yok edici olmadığın ve olmak zorunda olmadığın bir an yoktur. (s.71)

    Hakkında belli bir şey bilmediğimiz şeylerde kargaşa ve karanlığın varlığını sezmek, ruhumuzun özelliği mi? (s.128)

    Dahası, mektuplarında insanın varlığını sorgulayan bir bakış açısı, daha doğrusu yaşama gerçekçi bir bakış açısı ile bakması okuyucuya kurgudan çok gerçeği olduğunca hissettiriyor ki alttaki yazdığı cümle… o kadar gerçek ki…

    Seni yitirdikleri için hayatlarında bir boşluk duyarlar mı acaba? Ve ne kadar bir zaman duyarlar? Ah, insan işte bu kadar fani bir varlık; tam da varoluşundan hiçbir kuşku duymadığı, varlığını gerçekten hissettiği tek yerde bile, sevdiklerinin hatıralarında, onların ruhlarında bile yitip yok olmaktadır, hem de o kadar çabuk! (s.109)

    Ve son olarak aşkı anlatış biçimi, onu yaşaması ve onu dile ve hareketlere dökmesi! Bunu da kitabı okurken fazlasıyla, belki de abartılı bir şekilde hissedeceğinize şüphem yok.

    3 Eylül 

    Bazen aklım almıyor; onu yalnızca ben, öylesine içten, öylesine dolu dolu severken, ondan başka hiçbir şey görmez bilmezken, ondan başka hiçbir varlığım yokken, nasıl olur da onu bir başkası sever, sevebilir? (s.100)


    Notlar:

    *Werther’in doğum günü 28 Ağustos.

    *Romandan küçük bir öneri: keşke her yeni doğan çocuk için bir ağaç dikilse…

    Not: Yazıdaki görsel ChatGPT 4.5 ile oluşturulmuştur.