Etiket: Philip K. Dick

  • Fringe’den Düş Gücü’ne

    Fringe’den Düş Gücü’ne

    2018 yılının yazında başladığım ve 2019’un ocağında bitirdiğim bir dizidir, Fringe.

    Açıkçası, ilk olarak şu konuyla başlayacağım: müzik.
    Müzikler o kadar işliyor ki hafızaya… özellikle de “fringe theme” ve “donald in the game“.

    Neyse, şimdi de konudan hafif saparak, şu “bilim kurgu” sözcüğünü ele alalım.

    TDK’ya göre, “çağdaş bilim verileriyle düş gücünden oluşan (film, roman vb.)“. Bak orada ne diyor, “düş gücü” diyor, değil mi? “düş gücü“.

    Bu dizinin yapımcıları, yazarları vs.’nin ortaklaşa meydana getirdikleri, hem fikir oldukları düş gücünün çıktısı, bu dizi işte.

    Bir de, daha iyi anlaşılması için “düş” sözcüğünü de ele alalım.

    Yine TDK’ya göre, bu sözcüğün ilk anlamı “uyurken zihinde beliren olayların, düşüncelerin bütünü, rüya“; ikinci anlamı ise “gerçek olmayan şey, imge“. Bizim için ikinci anlam daha önemli; “gerçek olmayan şey“.

    Bu sözcüklerin anlamları oturduysa, diziyi yorumlayabiliriz artık çünkü bu dizide herhangi bir “şu an gerçek hayatta sahip olduğumuz bir gerçekliği” aramıyoruz. Bizim gerçeklik olarak algıladığımız şey, dizinin kurgusu, yani dizinin bize sunduğu bir dünya var ve biz bu diziyi bu sunulan dünyaya göre yorumluyoruz. Bu dünyadan dışarı çıkıp yorum yaparsak sadece önümüzde eleştiriler kalır, diziyi de mahvetmiş oluruz. Sonuçta, günümüz gerçekliği ile şu an için pek bir bağlantısı yok bu dizinin.

    Şimdi gelelim şu düş gücü‘ne. Yahu bu dizinin yapımcıları nasıl bir düş gücüne sahip arkadaş… bildiğin insanlığın şu klasik sorununu önümüze sunmuşlar: duygu ve mantık.

    Hani gözlemci dediklerimiz var ya, işte o insanlar aslında biziz, gelecekteki bizler. Gelecekte bizlerin duygu ile değil, mantıkla hareket edebileceğine yönelik bir vizyon var bu dizide. Ancak şu anki bizler duygular ile o kadar haşır neşiriz ki, gelecektekileri anlama ihtimalimiz bile yok. Zaten September’ın gelecek dünyaya olan eleştirisi de burada devreye giriyor. September, duyguyu yeniden keşfediyor ve geçmişi kendi gerçekliğinden üstün farz ediyor, çünkü duyguları var ve farklı bir şey hissediyor. (2016 yılındaki Kevin Costner’ın rol aldığı “Criminal” filmi geldi aklıma, orada da Costner duyguyu hissetmeye başlıyordu falan, neyse.)

    Belki biraz fazla vurguluyor olabilirim ama diziyi anlamadaki kilit noktalardan biri, bu duygu-mantık sorunu. (dizi yazarları bu konuyu bilinçli bir şekilde mi kaleme almışlardır bilemem ama kazara bile olsa karşımıza bu çıkıyor o zaman.) Dizide gelecekte gideceğimiz istikameti belirleyen olaylar gerçekleşiyor; ancak sonunda duygu kazanıyor. Alın size gelecekteki mantık üzerine kurulu olacak düzene bir eleştiri. (Bu arada, şu an bu yazıyı karalarken “Mr. Nobody” film müziklerinden biri olan “‘in “le temps immobile”i dinliyorum, öneririm.)

    Buraya kadar sırayla, düş gücü‘nden bahsettim, duygu ve mantık dedim ve son olarak gelecekteki bizlere olan eleştiri dedim, değil mi? Artık bağlayayım, fazla uzatmadan.

    Uyarı! Dizinin sonu ile ilgili bilgiler bulunmaktadır.

    Paralel evren” konusuna çok girmeye gerek yok, bu noktada. Sonuç olarak, bu iki dünya geleceği değiştirmek için bir araya geliyorlar ve dizinin sonunda (gelecekteki bir varlıktan da yardım alarak) geleceği değiştiriyorlar, bunda hem fikiriz muhtemelen. Dizi hemen hemen bu noktalar üzerine inşa edilmiş gibi duruyor. Şimdi düz bir çizgi çiziyoruz, bu çizginin ortasında bir yere çizginin üzerinde olacak şekilde bir nokta koyup üstüne “Fringe” yazıyoruz. Şimdi sol ve sağ tarafına bakacağız.

    Hepimizin duyduğu ya da okuduğu bir yazar var: Philip K. Dick. Bu yazarın kaleme aldığı eserleri, bilimkurgu. Şimdi mikrofonu kendisine bırakıyorum, bi’ dinleyelim önce: Philip K. Dick: Matrix’te Yaşıyoruz!

    Ne duyduk, yazarın düş gücü‘nü, hatta yazar biraz daha ileri giderek bunların aslında gerçek olduğunu da ileri sürüyor, neyse, o da farklı bir yazının konusu.

    Philip K. Dick’in bir kısa öyküsü var: “Adjustment Team

    Fringe’e girmeden önce bu kısa öyküyü bilmek ve bu kısa öyküden uyarlanmış filmi de izlemek gerekiyor aslında: The Adjustment Bureau (Türkçe’ye de ‘Kader Ajanları’ diye çevrilmiş). Bu film, 2011 yılına ait, yani üstte çizdiğimiz çizginin sağ tarafında kalıyor.

    Filme bi’ başlıyorsunuz, ne hikmetse, Fringe’e ne kadar da benziyor demeye başlıyorsunuz, kesin Fringe’den almışlardır diyorsunuz falan, sonra aklınıza filmi araştırmak geliyor ve Philip K. Dick’in bu kısa öyküsüne ulaşıyorsunuz ve bu öykünün 1954 yılında yazıldığını görüyorsunuz. Bir anda çizginin en sol tarafına geldik.

    Böylece yazının sonuna da gelebildim. Hani yazının başlarında bahsetmiştik ya, ‘düş gücü‘ diye. Aslında biz, 1954’te ilk kırıntılarını gösterdiği, daha sonra ise Fringe dizisi ve The Adjustment Bureau filmi ile de doruğuna ulaşmış olan o düş‘ü gördük, hep birlikte izledik. Buna ek olarak, 2002 yılındaki ‘The Twilight Zone’ serisinin bir bölümünde de ‘Adjustment Team’ öyküsünden yararlanılmış diye okudum, ileride ona da bi’ bakarım.

    Not: Yazıdaki görsel ChatGPT 4.5 ile oluşturulmuştur.